İmparator Penguenler Antarktika Kışını Nasıl Atlatıyor?
Eksi altmış derecede kuluçkaya yatan penguenler, kimsenin yönetmediği bir sıra düzeniyle ısıyı paylaşıyor. Dayanıklılıklarının sırrı sürünün kendisinde.
Selenay Uçar 3 dk okuma
Antarktika kışında sıcaklık eksi altmış dereceye iniyor, rüzgâr saatte yüz kilometreyi aşıyor ve güneş aylarca doğmuyor. Bu koşullarda hiçbir büyük hayvan kalmıyor; kıtanın iç kesimleri boşalıyor. Tek bir istisna dışında. İmparator penguenler tam da bu mevsimde, buzun üzerinde yumurta kuluçkaya yatıyor. Nasıl dayandıkları sorusunun cevabı, tek başına hiçbir kuşun beceremeyeceği bir şeyde: sürünün kendisinde.
Yanlış zamanda üremenin mantığı
İlk bakışta bu takvim akıl dışı görünüyor. Neden en zorlu mevsim seçilsin? Cevap, yavrunun büyüme süresinde. İmparator penguen yavrusu denize açılabilecek olgunluğa ulaşana kadar aylar geçiyor. Eğer üreme ilkbaharda başlasaydı, yavrular denizin en verimsiz ve buzun en kırılgan olduğu döneme denk gelirdi. Kışın başlaması, yavruların yaz sonunda, besinin bol ve suyun görece ulaşılabilir olduğu dönemde bağımsızlaşmasını sağlıyor.
Dişi tek bir yumurta bırakıp beslenmek üzere denize dönüyor. Yumurtayı erkek devralıyor. Ayaklarının üzerine alıp karın bölgesindeki tüysüz, damar bakımından zengin bir deri katlantısıyla örtüyor. Bu katlantı bir kuluçka cebi gibi çalışıyor ve içeride sıcaklığı dışarıyla kıyaslanamayacak düzeyde tutuyor. Erkek bu süre boyunca hiç beslenmiyor; iki aydan uzun süren bir açlıkla, vücut ağırlığının önemli bir bölümünü kaybederek bekliyor.
Sürünün içinde dönen sıra
Asıl olağanüstü davranış burada devreye giriyor. Binlerce erkek sıkışık bir kütle halinde toplanıyor. Kuşlar birbirine öyle yakın duruyor ki aradaki hava neredeyse hareketsiz kalıyor ve topluluk kendi ısısını hapsediyor. Ölçümler, kalabalığın ortasındaki sıcaklığın dışarıdaki havayla arasında onlarca derecelik fark oluşabildiğini gösteriyor.
Ama böyle bir kümede adaletsiz bir dağılım var: dışta kalanlar rüzgârı yiyor, ortadakiler korunuyor. Sürü bu sorunu sürekli bir dönüşle çözüyor. Kalabalık yerinde durmuyor; yavaş, dalgalı bir hareketle sürekli kayıyor. Rüzgâr tarafındaki kuşlar birkaç santimetre ilerliyor, arkadakiler boşluğu dolduruyor ve bu küçük adımlar kütlenin içinde dolaşan bir akıntı yaratıyor. Dışarıdaki kuş zamanla içeri, içerideki dışarı geçiyor.
Bu hareketi izleyen araştırmacılar, ilerlemenin bir liderden gelmediğini fark etti. Herhangi bir kuş komşusuyla arasındaki mesafe belli bir eşiğin üzerine çıktığında bir adım atıyor, bu adım komşusunu tetikliyor ve dalga tüm kalabalığa yayılıyor. Trafikte duran araçların hareketlenmesine benzeyen bir zincir. Kimse düzeni yönetmiyor ama sonuç, ısıyı olabildiğince adil paylaştıran bir düzen.
Bu düzenin bir de akustik tarafı var. Dişi denizden döndüğünde binlerce özdeş görünen kuşun arasında eşini ve yavrusunu bulmak zorunda. Bunu sesle yapıyor. Her bireyin çağrısı kendine özgü bir yapı taşıyor ve penguenler bu sesi rüzgârın uğultusu ile kalabalığın gürültüsü arasından ayırt edebiliyor. Doğru eşi bulmak yalnızca duygusal bir mesele değil; erkeğin açlık sınırına dayandığı anda görevi devralacak kişinin gecikmesi yavru için doğrudan tehlike anlamına geliyor.
Vücudun kendi tasarrufu
Toplu ısınma tek başına yeterli değil. İmparator penguenin tüyleri diğer kuşlara göre çok daha yoğun; deriye yakın kısımda kısa ve yumuşak bir kat, üstünde ise rüzgârı ve nemi tutan sert bir örtü var. Deri altındaki yağ tabakası ek bir yalıtım sağlıyor.
Ayaklar ve kanatlarda ise farklı bir çözüm çalışıyor. Bu bölgelere giden atardamarlar ile geri dönen toplardamarlar birbirine sarılmış durumda. Dışarı çıkan sıcak kan, içeri dönen soğuk kanı ısıtıyor ve ısının çoğu uçlara varmadan gövdeye geri kazandırılıyor. Böylece ayaklar donma sınırının hemen üzerinde tutulurken vücut ısısı boşa harcanmıyor. Aynı ilke ayakların buza yapışmasını da engelliyor.
İnce ayarlı bir denge
Bütün bu sistem sağlam görünüyor ama dar bir aralıkta çalışıyor. Kuluçka, denizin kıyıya bağlı sabit buzunun mevsim boyunca kırılmadan durmasına bağlı. Buz erken çözülürse yavrular tüylerini tamamlamadan suya düşüyor ve hayatta kalma şansları hızla azalıyor. Buz çok geç çözülürse ebeveynlerin besin bulmak için katetmesi gereken mesafe uzuyor ve açlık süresi tehlikeli hale geliyor.
Kısacası imparator penguenin dayanıklılığı bireysel bir güç meselesi değil. Buzun takvimine, vücudun tasarruf düzeneklerine ve en çok da binlerce kuşun birbirine sokularak kurduğu, kimsenin yönetmediği o yavaş dönen düzene dayanıyor.