İçeriğe geç
Eskişehir Akım

Gündelik hayata merak katan okumalar

Sağlıklı Yaşam

Hıçkırık Neden Olur? Bedenin Kontrol Edemediğimiz Refleksi

Hıçkırık rastgele bir kas seğirmesi değil, belirli bir kalıba göre işleyen iki aşamalı bir reflekstir. İşte arkasındaki düzenek.

Selenay Uçar 3 dk okuma

Hıçkırık, insanın bedeni üzerindeki kontrolünün ne kadar sınırlı olabileceğini hatırlatan küçük ama inatçı bir olaydır. Ne zaman başlayacağını seçemeyiz, ne zaman biteceğini bilemeyiz ve durdurmak için başvurulan yöntemlerin çoğu tartışmalıdır. Bu kadar yaygın bir olayın arkasında şaşırtıcı derecede düzenli bir mekanizma vardır.

İki aşamalı bir refleks

Hıçkırık aslında iki ayrı hareketin birleşimidir. Önce göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran büyük solunum kası ani ve istem dışı biçimde kasılır. Bu kasılma keskin bir hava girişi başlatır. Hemen ardından, saniyenin küçük bir bölümü içinde, ses tellerinin bulunduğu bölge aniden kapanır. Hızla giren hava bu kapanan geçite çarpar ve bildiğimiz o kısa, tiz ses ortaya çıkar.

Bu iki hareketin sıralaması hemen her hıçkırıkta aynıdır. Yani hıçkırık rastgele bir kas seğirmesi değil, sinir sisteminin belirli bir kalıba göre tetiklediği bir reflekstir. Refleksin bir uyarı yolu, bir işlem merkezi ve bir yanıt yolu vardır; tıpkı diz kapağına vurulduğunda bacağın sıçraması gibi.

Tetikleyiciler neden bu kadar sıradan

Hıçkırığı başlatan durumların çoğu son derece günlük şeylerdir: hızlı yemek yemek, çok büyük lokmalar almak, gazlı içecek içmek, aniden çok sıcak ya da çok soğuk bir şey tüketmek, gülerken konuşmak, heyecanlanmak. Bunların ortak noktası, mide ve yemek borusu bölgesinin hızla gerilmesi ya da sıcaklık farkının ani olmasıdır. Bu bölgeden geçen sinirler, solunum kasını yöneten sinir ağıyla yakın komşuluk içindedir. Komşuluk yakın olunca, uyarı da kolayca yanlış hatta atlar.

Bu yüzden hıçkırık çoğu zaman bir sorunun belirtisi değil, sistemin hassasiyetinin bir yan ürünüdür. Aynı sinir ağı, yutkunma ve solunumun çakışmasını engellemek gibi hayati işleri de yönetir. Bu kadar kritik bir görev için hassas ayarlanmış bir devre, arada bir gereksiz yere tetiklenirse buna şaşırmamak gerekir.

Neden var olduğu hâlâ tartışılıyor

Hıçkırığın bir işlevi olup olmadığı üzerine farklı görüşler vardır. Bir yaklaşıma göre, bu refleks bebeklerde emzirme sırasında yutulan havanın çıkarılmasına yardımcı olan bir düzenektir; nitekim hıçkırık çok küçük yaşlarda çok daha sıktır. Bir başka yaklaşım, refleksin solunum sisteminin gelişiminin çok erken dönemlerinden kalan bir kalıntı olduğunu öne sürer. Kesin bir cevap yoktur ve bu belirsizlik, bedenin her davranışının mutlaka bugüne ait bir amacı olması gerekmediğini hatırlatır.

Halk arasındaki yöntemler neye dayanıyor

Nefesi tutmak, bir bardak suyu yavaşça içmek, birinin aniden korkutması gibi yöntemlerin ortak bir mantığı vardır: refleks döngüsünü bölmek. Nefesi tutmak solunum ritmini değiştirir; yavaş içmek yutkunma hareketini devreye sokar; ani bir uyaran dikkati ve sinir sisteminin genel durumunu değiştirir. Bu yöntemlerin bazıları bazı insanlarda işe yarar, bazılarında yaramaz. Zaten kısa süreli hıçkırıkların büyük çoğunluğu kendiliğinden, birkaç dakika içinde biter; bu da hangi yöntemin gerçekten etkili olduğunu ayırt etmeyi zorlaştırır.

Bir başka ilginç ayrıntı, hıçkırığın ritmik olmasıdır. Aralıklar genellikle düzenlidir ve bir süre boyunca aynı tempoyu korur. Bu düzenlilik, olayın rastgele bir kas kasılması değil, tekrar eden bir sinyal döngüsü olduğunu destekler.

Refleksin uzunluğu ve sıklığı

Hıçkırık nöbetlerinin büyük bölümü birkaç dakikada kendiliğinden sona erer. Bazı durumlarda saatlerce, hatta günlerce süren örnekler bildirilmiştir; bunlar oldukça nadirdir ve genellikle refleks yolunun herhangi bir noktasındaki sürekli bir uyarıyla ilişkilendirilir. Sıradan bir hıçkırığın ise altında aranacak özel bir sebep genellikle yoktur.

Sıklık yaşla birlikte değişir. Bebeklerde hıçkırık günün belirgin bir bölümünü kaplayacak kadar sık görülebilirken, yetişkinlikte seyrekleşir. Bu azalma, solunum ve yutkunma arasındaki koordinasyonun zamanla oturmasıyla açıklanır. Yani hıçkırık bir bakıma, henüz tam ayarlanmamış bir sistemin ilk yıllardan kalan alışkanlığı gibidir.

Sonuçta hıçkırık, bedenin bizden bağımsız çalışan katmanına açılan küçük bir penceredir. Nefes almak, yutkunmak, sindirmek gibi işler hiçbir kararımıza ihtiyaç duymadan yürür. Bu otomatik sistem son derece güvenilirdir, fakat kusursuz değildir. Hıçkırık da tam olarak bu kusurun sesidir: kısa, tiz ve bize her seferinde kontrolün kimde olduğunu hatırlatan bir sinyal.